05.27.2024

Abdurrahman Dilipak: Cemaatin oluşma mekanları tevhidden uzaklaşınca tefrikanın, fitnenin merkezi oldu

“Devlet bir yandan, partiler, menfaat kurumları bir yandan, İslam karşıtları öte yandan, tefrikaya düşmüş, ahlakı zaaf ve menfaat topluluklarının elinde oyuncak olmuş bir cemaatten kim ne hayır bekler ki.”

Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, bugünkü yazısında “Cemaat hem kavram ve hem de müessese olarak dejenere oldu. Cami, dergah gibi kişilik ve şahsiyet mektebi olması gereken mekanlar bozulunca cemaatin oluşma mekanları tevhidden uzaklaşınca tefrikanın, fitnenin merkezi oldu” görüşünü dile getirdi.

İslam dünyasında en büyük caminin cem olunan mekanın Kabe olduğunu yazan Dilipak, şöyle devam etti: “Bugün ferdin camiden uzaklaşması sonucu, caminin bu müfsitlerin elinde bir Dırar mescidine dönüşmesi ile ifsad gerçekleşmiş oluyor. Bugünkü cemaat denilen yapılarda bu camideki cemaat, ümmetin vahdetine çağıran yapılar değil, oradan kopartılan ve herkesin kendini işin merkezinde gördüğü yapılar haline geldi. Zaten eğitim kurumlarında maarif yok. Devlet bir yandan, partiler, menfaat kurumları bir yandan, İslam karşıtları öte yandan, tefrikaya düşmüş, ahlakı zaaf ve menfaat topluluklarının elinde oyuncak olmuş bir cemaatten kim ne hayır bekler ki. Herkes aynı bütünün parçaları olarak insanları hakka ve hayra çağıracaktı hani. Herkes kendine çağırıyor.

Allah’ın emrine uymazsan haram, Resul’ün sünnetine uymazsan mekruh, onlar gibi düşünmezsen dinden çıkarsın. Bunlar ittihada değil tefrikaya hizmet ediyorlar bu halleri ile. Kimi zaten uluslararası sistemin Truva atı olmuş kimi gırtlağına kadar akçeli işlere karıştırmış. Siyasetle al gülüm-ver gülüm. Sünni’si, Alevi’si fark etmiyor. Kimi zaten uluslararası sistemin taşeronu olmuş. Böyle bir cemaatten kim ne hayır bekler. Kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde ki gayrıya himmet ede. Bir kısmı zaten seremoni, ritüel, kostüm ve ikonografyaya indirgemiş dini, kimi mabetlere, dergaha hapsetmiş, kimi için din kültürel bir aidiyet, onların vicdanlarına hapsetmiş olmalı, dinlerini.”

Parti kelimesinin Arapça kökenine değinen ve Kur’an-ı Kerim’deki 5 sayfalık bölüme “bir hizb” denildiğini ifade eden Dilipak, “Yani bir bütünün ondan ayrılmaz bir parçasına, cüz’üne, hizb/parti denir. Bizde öyle mi, herkes birbirinin gözünü oymak için fırsat kolluyor. Memleketi herkes, diğerinin elinde kurtarmaya çalışıyor. Kimse kendi içindeki ötekinden beter ahlaksızlardan kurtulmak için kılını kıpırdatmıyor. Bu anlamda ‘hizipçilik’ ya da ‘partizanlık’ tefrikanın dinamiğini oluşturur. Bu da toplumun asli dokularının, hücrelerinin kanserleşmesi anlamına gelir” diye yazdı.