06.16.2024

AİHM karşısında vatanseverlik?

Osman Kavala’nın tutukluluğu konusunda AİHM’nin yine Türkiye için “hak ihlali” kararı vermesi üzerine düşündüm… AİHM’ye hak mı vermeli, Türkiye’yi mi savunmalı? Vatanseverliğin gereği hangisidir?

Bu sualin cevabı, “vatanseverlik” kavramı içinde hukuka verdiğimiz yerle ilgilidir.

Hukuka değer vererek baktığımızda, asıl sorgulanması gereken husus; Türkiye’nin dünya gözünde, hak ihlallerinin yaygın olduğu bir ülke durumuna düşmesidir. AYM Başkanı Zühtü Arslan açıklamıştı: “Anayasa Mahkemesi’ne neredeyse tek başına AİHM’in 47 ülkeden aldığı kadar bireysel başvuru oluyor” (14 Şubat 2022)

Bu bir vatanseverin savunabileceği bir tablo değildir.

DAVALAR ZİNCİRİ

Osman Kavala, Gezi olayları ile hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla 1 Kasım 2017 günü tutuklandı. Dosyada ciddi delil olmadığı için tutuklama sürekli tartışma konusu oldu.

Anayasa Mahkemesi, Kavala’nın başvurusunu oy çokluğuyla reddetti. Beş üye “hak ihlali” yönünde karşıoy (muhalefet şerhi) yazdı. AYM Başkanı Prof. Zühtü Arslan, 18 paragraftan oluşan karşıoy yazısında “olayların suç teşkil eden boyutu ile başvurucu arasındaki ilişkiyi gösteren kuvvetli belirtilerin gösterilmediğini” yani dosyada delil olmadığını yazdı. (AYM, B. No. 2018/1073)

Dosya AİHM’ye gitti. AİHM de dosyada delil bulunmadığı gerekçesiyle, Kavala’nın derhal tahliyesine karar verdi. (No.28749/18)

Fakat bizim mahkemeler buna uymadı, tutukluluğu devam ettirdiler. AİHM bu defa tekrar ihlal kararı verdi. (10 Aralık 2019)

Bizim mahkemeler buna da uymadı!

Ve, 30. Ağır Ceza Mahkemesi Kavala’nın ve tüm sanıkların darbeye teşebbüs suçundan beraatına ve tahliyesine karar verdi, (18 Şubat 2020) Fakat…

TEK DOSYA İKİ KARAR!

Aynı gün akşam, Kavala hapishaneden dışarıya adım atmadan, İstanbul savcılığı, yine aynı dosyadan ve yine aynı suçlamayla Kavala’nın “gözaltına alındığını” açıkladı!..

Tek dosya iki karar: Önce beraat, ardından tutuklama… Hukuk bunu kabul edemez. Bunun modern hukuk tarihinde bir örneği var mı, bilmiyorum!

Ertesi gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Soros’un Türkiye ayağı malum içerideydi, dün bir manevrayla beraat ettirmeye kalktılar” diye konuştu. (19 Şubat 2019)

HSK da beraat kararı veren hakimler hakkında soruşturma açtı!

İktidarın iddiasına göre Kavala hakkındaki bu beraat kararıyla, güya, AİHM’nin kararı uygulanmış, bitmiş oluyordu. AİHM ve Avrupa Konseyi bizim Adalet Bakanlığının bu iddiasını kabul etmedi.

Dosyaya tek kelime yeni delil konulmadan yapılan yeni yargılama sonunda, Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Yiğit Ali Emekçi’ye 18 yıl hapis mahkumiyeti verildi ve tutuklandılar! (25 Nisan 2022)

Bir hakim, dosyada delil bulunmadığını belirterek karara karşıoy (muhalefet şerhi) yazdı. Mahkumiyet kararı veren iki hakimin AK Parti olduğu yolunda medyada haberler çıktı…

AİHM KARARLARI BAĞLAYICIDIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca “AİHM kararları bizi bağlamaz” dediği için, olaya bu açıdan bakalım.

Beştepe hukukçularının “AİHM kararları bağlayıcı değil, yol göstericidir” diye konuşmaları ancak mizah konusu olabilir.

Türkiye’nin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46. Maddesine göre, imzacı devletler AİHM kararlarına uymayı “taahhüt” etmişlerdir. Aynı maddeye göre uymazlarsa, Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi, o ülke hakkında “ihlal süreci”ni başlatır. Çok itibar sarsıcı bir süreçtir bu. Azerbaycan yarı yolda AİHM kararını uygulayarak kurtuldu. Başka bu duruma düşen ülke de yok dünyada.

Dahası… Ak parti iktidarı zamanında Anayasa’nın 90. Maddesine yapılan eklemeyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yerli kanunlarımızdan üstün hale getirildi…

Yine Ak Parti iktidarında Ceza Muhakemeleri Kanunu’na eklenen bir hükümle, AİHM kararlarına uymayan Türk mahkemesinin kararları için “hükümlü lehine yargılanmanın yenilenmesi” kabul edildi. Türk mahkemeleri AİHM kararına uygun karar vermek zorundadır. (Madde 311/f)

Dün bu reformları imzalayan Erdoğan, bugün “AİHM’lik iş kalmadı, bitti” diyor. Hayır, önümüzde uzunca bir yol olsa da “hükümlü lehine yargılanmanın yenilenmesi” var.

Bu böyle devam edemez. Türkiye “hukuk devleti” seviyesine er geç yükselecektir. Hukuk mücadelesi vatanseverliğin de gereğidir.