04.22.2024

Alparslan Hoca Furkan Vakfı’nın kapatılmasının 1000. gününde konuştu

Alparslan Kuytul Hoca, Furkan Vakfı’nın 1000 gündür haksız bir şekilde kapalı tutulması üzerine gerçekleştirilen basın açıklamasında konuştu. Yüzlerce kişinin katılım gösterdiği etkinlikte çarpıcı açıklamalar yapan Alparslan Hoca; Bize bu zulmü yapanların, vakfı kapatanların Allah partilerini kapatsın! Yaptıklarını yanlarına bırakmasın! Bütün yaptıklarını ortaya döksün! Kimmiş temiz olan kimmiş hırsız olan Allan ortaya koysun!” dedi.

Bugün Adana İnönü Parkı’nda, yüzlerce Furkan gönüllüsünün katılımıyla gerçekleştirilen basın açıklamasında Alparslan Kuytul Hoca önemli açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına, vakıflarının yıllardır haksızca kapalı tutulduğunu belirterek başlayan Alparslan Hoca, vakfa atılan iftiralara tepki gösterdi.

“Sanki vakfın parası evlerimizden çıkmış gibi bir algı yaptılar. Vakfın paraları vakfın kasasından çıktı, evlerimizdeki ayakkabı kutularından değil! Bundan daha doğal ne olabilir? Hiç birinin evinden silah, para çıkmamış. Tertemiz insanlardan oluşuyor Furkan Vakfı.” diyen Alparslan Hoca, “Tertemiz vakfımızı kapatanlara beddua edebilirsiniz! Bize bu zulmü yapanlar, vakfı kapatanların Allah partilerini kapatsın! Yaptıklarını yanlarına bırakmasın! Bütün yaptıklarını ortaya döksün! Kimmiş temiz olan kimmiş hırsız olan Allan ortaya koysun!” ifadelerini kullandı.

Haklarında açılan sayısız mahkemelere ve sürekli emniyete ifade verilmeye çağrılmalarına da tepki gösteren Alparslan Hoca, “Biz anarşist yetiştirmedik bize bu kadar zulmettiniz biz bir tane taş atmadık biz buyuz siz de busunuz! Bize bu kadar zulüm yaptınız, biz bir tane taş atmadık!80 tane mahkeme açtınız yetmedi mi! Emniyet hiçbir yetkisi olmadığı halde devamlı arkadaşlarımızı emniyete ifadeye çağırıyor! Savcılık talimatı olmadan emniyet ifadeye çağıramaz, böyle bir yetkileri yok! Emniyete ifadeye çağırdılar arkadaşımızın isimlerinin yazdığı kartonları tutturup fotoğraf çekiyor. Hapishaneye giren insanlara yapılan muamele yapılıyor! Hangi emniyete böyle bir uygulama var söyler misiniz? Bu ne kin, bu ne nefrettir!” dedi.

Hakkında hazırlanan iddianamelerdeki suçlamalara da değinen Alparslan Hoca, “Hakkımızda diyorlar ki: “Bunlar İslam medeniyetini istiyorlar.” Evet, İslam medeniyetini istiyoruz. Bununla da şeref duyuyoruz. Ben hükümetin doğrularını takdir eden yanlışlarını eleştiren bir insanım. Ben adaletli bir insanım, adalet adına konuşuyorum ama ben bir hocayım. İslam’ı anlatmak zorundayım. Doğruya doğru, eğriye eğri demek zorundayım. Benim partim pırtım olamaz. Doğruyu konuşmadığım zaman bunun vebali altında kalırım. Doğruyu konuşmayan hocaların, cemaatlerin, tarikatlerin yüzünden insanlar İslam’dan nefret etti. Ben bu günaha ortak olamam. Hiç olmazsa bırakın da bazıları doğruyu konuşsun.” ifadelerini kullandı.

Vakıflarının kapalı olmasının kendilerini susturmayacağını ve vakıfları kapalı diye evlerinde oturmayacaklarını söyleyen Alparslan Hoca’nın konuşmasının bir kısmı şu şekilde;

Değerli kardeşlerim bundan yirmi altı yıl önce Furkan Vakfı’nı kurdum. Bu vakıf yirmi üç yıl hizmet yaptı, üç yıl önce de kapatıldı. Bir terör yuvasına baskın yapılır gibi şafak operasyonu ile kapatıldı.

SODES’i “Furkan Vakfı’nın Altında Dehliz Bulundu” İftirasıyla Lanse Ettiler

Vakfın bodrumu, bildiğiniz gibi valiliğin izni ve desteği ile SODES projesi kapsamında açılmış, orta okul ve lise talebelerine hizmet veren bir yerdi. Uluslararası kuruluşlar tarafından gönderilen paralar, valiler tarafından çeşitli STK’lara dağıtılmak suretiyle bu gibi faaliyetler yapılmaktaydı. Orada ki bütün masalar, televizyon, yazı tahtası, oranın kirası, orada çalışanın maaşı, her şeyi valilik karşılıyordu. Buna rağmen şafak operasyonuyla SODES’i öyle bir lanse ettiler ki “Furkan Vakfı’nın altında dehliz bulundu” denilerek alçakça iftiralar attılar. Güya operasyonun açıklanması yasaktı, güya bu dosya ile ilgili bilgi vermek suçtu ama bize operasyon yapıldıktan bir iki saat sonra bütün medya bunu vermeye başladı. Kim gizlilik kararı olan bu operasyonu medyaya servis etti? Orada tek emniyetin kamerası var. Kim bunu medyaya servis etti? Hani dosya hakkında konuşmak, bilgi vermek yasaktı. SODES, vakfın ortaokul ve lise talebeleri için açılmış resmi bir kuruluşu gibi talebelere hizmet veriyordu, valilik tarafından destekleniyordu. SODES’i televizyonlarda dehliz gibi gösterdiler. “Furkan vakfının gizli yerlerini keşfettik” gibi alçakça iftiralar attılar. Halbuki SODES de sıralar var, masalar ve sandalyeler var, televizyon var ve orası valiliğin izni ile açılmış bir yerdi.

Vakfın Kasasını Kasten Kırdılar ve ‘Furkan Vakfı’nın Kasasından Para Fışkırdı’ Dediler

30 Ocak operasyonunda vakfın kasası kırıldı. Halbuki kasanın anahtarı vardı. ‘Kasayı kırmayın bu işlere bakan kimseyi çağıralım açsın’ denildiği halde ‘hayır, biz kıracağız’ dediler. Vakfın kasasını kasten kırdılar ve sonra ‘Furkan Vakfı’nın kasasından para fışkırdı’ diye televizyonlara verdiler. Para fışkırdı dediği, hepsi üç yüz bin lira civarında bir para. O gece yılda bir defa yapılmış olan bizim infak toplantısı dediğimiz yani bağış toplantısı gecesiydi, o yüzden o kadar para vardı. Ayrıca bu paraların makbuzu da var. Makbuzlar orada olduğu halde ‘makbuzu yok’ diye televizyonlara verdiler. Atanan kayyum geldiğinde bir bakmış ki bir sürü evrak var. Makbuzları vs. yi birçok evrakı vakıfta bırakıp gitmişler. Oysa vakfı beş gün boyunca arama izni almışlardı ama iki saatte arayıp gittiler ve her şeyi orada bıraktılar. Ondan sonrada ‘bu paranın kaynağa yok’ diye televizyonlara verdiler. Beş altı gün sonra atanan kayyum başvuru yapmış -biz o zaman emniyette göz altındayız- ‘burada bir sürü evrak bırakmışınız, bunları neden almadınız?’ demiş ve savcı tekrar emniyeti göndermiş. İkinci aramada vakfın kasasından çıkan o paranın makbuzları bulunuyor. Makbuzlar bulunduğu halde iddianame altı ay sonra hazırlandı. İddianamede paranın kaynağının olmadığını söyleyerek alçakça iftira atılıyor. Vakfın kasasından çıkan paranın makbuzları bulunduğu halde iddianamede nasıl oluyor da hâlâ bu şekilde yazmaya devam ediyor. Bu iddianame ilk gün yazılmadı, altı ay sonra yazıldı. İddianame her şey ortaya çıktıktan sonra yazıldı. Bir yerden öyle talimat gelmiş. Talimat; ‘bu paranın kaynağı bulunmadı, makbuzu yok, kayıt dışı para’ diyeceksiniz çünkü bütün operasyon bunun üzerine bina edilmiş. ‘Paranın kaynağı bulundu, makbuzu bulundu’ deseler rezil olacaklardı. O yüzden bu iftirayı devam ettirmek zorundalar. Mahkemede biz bu makbuzların hepsini verdik. Hepsi şu an mahkemenin elinde ve bu paranın kaynağının olduğunu, kayıtlı bir para olduğunu hakimlerde biliyor ama hâlâ bir özür dilemiyorlar. ‘Bu paranın kaynağı varmış, biz bir yanlış yaptık’ demiyorlar.

Vakfın Parası Evlerimizden Çıkmış Gibi Algı Operasyonu Yaptılar!

Vakfın parası vakfın kasasından çıktı, evlerimizdeki ayakkabı kutularından çıkmadı. Sanki vakfın parası evlerimizden çıkmış gibi algı operasyonu yaptılar. Vakfın parası vakfın kasasından çıktı, bundan daha doğal, bundan daha güzel ne olabilir? Kırk beş kişi hakkında mahkeme açılmış ve hiçbirinin evinde bir kuruş para çıkmamış, bir silah çıkmamış, baylock çıkmamış, hiçbir şey çıkmamış “Furkan vakfı tertemiz insanlardan oluşuyor.” Tertemiz insanlar. Bu vakıf yıllarca İslam’a hizmet etti. Bu vakfı kapatanlara beddua edebilirsiniz. Tarihimizde Fatihler, Kanuniler, Yıldırım Beyazıtlar, Hz. Ömerler ve daha nice Müslümanlar bizim gibi vakıflar kurdular. Vakıflarda bir dua vardır, birde beddua vardır. Vakfı kuranlar, vakfa hizmet edenler için dua ederler. Vakfı kötüye kullananlarla ilgili de beddua ederler. Vakfı başka amaçlar için kullananlara, vakfı kapatanlara, vakfın parasını yiyenlere de beddua ederler. Bizde bunlara (bize bu zulmü yapanlara) beddua ediyoruz.

Bize zulmü yapanların, vakfı, hayır kapısını kapatanların Allah partilerini kapatsın. Vakfı kapatanların Allah partilerini kapatsın. Vakfı kapatanların Allah partilerini kapatsın. Yaptıklarını yanlarına bırakmasın. Bütün yaptıklarını ortaya döksün. Kimmiş hırsız olan, kimmiş temiz olan Allah ortaya çıkarsın. Hırsızlık yapanın Allah belasını versin. Hırsızlık yapan şerefsizdir. Hırsız olmayanlara ‘hırsız diyen’ de şerefsizdir.

Biz Buyuz, Sizde Busunuz!

Bundan yirmi yıl önce -hiç tanımam etmem- Karşıyaka taraflarında bir mahallenin muhtarı bana geldi, plaket hazırlamış. ‘Hayrola’ dedim. Muhtar ‘hocam bizim mahallemize yapmış olduğunuz hizmetlerden dolayı tebrik ediyorum. Bizim mahallemizde her gün olay olurdu. Sizin arkadaşlarınız bizim mahallemizde faaliyet yapmaya başladığından beri bu olaylar azaldı, mahallemiz temizlendi bundan dolayı bu plaketimi kabul edin’ dedi. Biz böyle bir vakıftık. Biz anarşist yetiştirmedik. Bize bu kadar zulmettiniz, bir tane taş atmadık. Biz buyuz, sizde busunuz.

Savcılar, Korkularından Dolayı Mahkeme Başlatıyor, Talimat ile İş Yapıyorlar

Aynı suçtan dolayı, aynı iddia ile seksen tane mahkeme açtınız, yetmiyor mu? Utanmıyor musunuz? Bu mahkemelerin 30-40 tanesi beraat ile sonuçlandı. Hâlâ daha neyin mahkemesini açıyorsunuz? Siz hakimlerden daha mı iyi biliyorsunuz? Otuz kırk tane değişik şehirlerde hâkim berat verdi. Beraatların çoğunluğu Adana’dan. Suç olmadığı meydanda. Arkadaşlar, ben hapisteyken (cezaevindeyken) benim özgürlüğümle ilgili yürüyüş yapmışlar, bunda suç yok ki! Bu yürüyüşlerden dolayı neden ifadeye çağırıyorsunuz? Neden mahkemeye veriyorsunuz? Savcılar, korkularından dolayı mahkeme başlatıyorlar. Talimat ile iş yapıyorlar. Ortada suç olmadığını bile bile ‘hâkim karar versin, hâkim risk altında olsun, ben kurtulayım’ diyorlar ve mahkemeyi başlatıyorlar. Her savcı böyle değil.

Emniyetin Böyle Bir Yetkisi Yok! Bu Ne Düşmanlık, Bu Ne Zulümdür!

Geçenlerde bir kâğıt geldi, savcı reddediyor, mahkeme açmıyor. Emniyet seksen beş kişiyi ifadeye çağırmış, seksen beş kişi hakkında dosyayı hazırlamış mahkeme açılması için götürüp savcıya vermiş, savcı reddetmiş. Böyle reddeden erkek savcılarda var. Elbette ‘reddeden ve bu suç değildir’ diyen savcılarda var ama korkanlarda var. Seksen tane mahkeme ne demek? Ne demek bu? Mahkemelerin bazısında yirmi otuz kişi, bazısında kırk elli, bazısında seksen yüz, bir tanesi var ki yüz yetmiş altı kişi. Emniyet hiçbir yetkisi olmadığı halde devamlı arkadaşlarımızı emniyete ifadeye çağırıyor. Emniyetin böyle bir yetkisi yok! Savcının talimatı olmadan emniyet ifadeye çağıramaz. Emniyet bunu yapıyor ve ifadeye giden arkadaşlarımıza son zamanlarda yapılan muameleyi söyleyeyim; son zamanlarda yapılan muamele şu: “Hapse girenler bilirler. Hapishaneye girdiğiniz zaman şöyle bir karton verirler, üzerinizde adınız yazar ve çenenize doğru tutturup fotoğrafınızı çekerler. Emniyete ifadeye giden arkadaşlarımıza emniyet bu muameleyi yapıyor.” Emniyet hangi yetkiyle bunu yapıyor? Bu insanlar hapse mi geldiler, ifadeye mi geldiler? Emniyet hangi yetkiyle bu zulmü yapıyor? İnsanları nasıl bu şekilde aşağılıyorlar. Bu insanlar hapse mi giriyorlar? Emniyet, sen bu insanları ifadeye çağırdın, ifadeye gelmişler, nasıl bunu yaparsın? Burası hapishane midir, emniyet midir? Kartonu bu şekilde tutturarak fotoğraf çekmek de nerden çıkmış? Hangi emniyette böyle muamele yapılıyor? Bu ne düşmanlıktır. Bu ne zulümdür. İnsanları aşağılamak, korkutmak ve göz dağı vermek istiyorlar.