06.13.2024

Batı, kritik bir anda Sudan’ı kurtarabilirdi… Kurtarmadı

Batı, Sudan’ın askeri yönetimden sivil yönetime geçerek bir nebze de olsa demokrasiye kavuşmasına katkı sağlama şansına sahipti. Bu şansı heba etti

Rakip silahlı kuvvetler başkentin sokaklarında birbirleriyle savaşıyor. Birleşik Devletler ülkedeki tüm büyükelçilik personelinin tahliye edildiğini açıkladı ama çatışmaların ceremesini, sokaklarda ölü yatan veya kalabalık hastanelerde yaralı halde olan sivil tanıklar çekiyor. Kırsal kesimde, uzun süredir büyüyen isyan tekrar alevleniyor.

Sudan parçalanıyor. Sudan’ın uzun süredir iktidarda olan liderini deviren barışçıl bir halk ayaklanmasının ardından ülkenin yeni bir döneme girdiğine dair sadece 4 yıl önceki umutlar, çoktan maziye karıştı.

En büyük trajediyse, 46 milyonluk ülkenin mevcut hukuksuzluktan ve vahşetten kaçınmış olabileceği. Uluslararası toplum daha fazla devreye girseydi ya da iktidar savaşındaki general ve askerler ülkelerinin refahını kendi çıkarlarının önüne koysaydı veya Sudan’ın sivil kurumları daha omurgalı bir şekilde desteklenseydi ve ülkenin liderleri dış güçlerden daha fazla destek alabilseydi, belki de bu gerçekleşebilirdi.

Ancak ülkenin gidişatındaki kilit dönemeçte Batı da Sudan’ı yüzüstü bıraktı ve Birleşik Devletler’in o zamanki başkanı Donald Trump, Sudan’ın kırılgan demokrasi deneyini desteklemek yerine durumu kendi siyasi çıkarları için kullandı. Batı, Sudan’ın içinde bulunduğu umutsuzluğun tek, hatta baş mimarı değil ama mevcut sefaletin ortaya çıkmasına katkı sunan bir rol oynadı.

Sudan’daki demokrasi hareketi yıllardır mücadele ediyor fakat onlarca yıldır süren askeri yönetimden kurtulma yönündeki son girişimi, ekmek fiyatlarına yapılan zammın protestoları tetiklemesiyle Aralık 2018’de başladı. Tepkiler hızla arttı ve Arap Baharı’ndan 8 yıl sonraki protestolar, 2010-11’deki ayaklanmalarda büyük ölçüde kenarda kalan Cezayir, Lübnan ve Irak gibi ülkeleri kasıp kavuran ikinci bir huzursuzluk dalgasıyla birleşerek yayıldı.

Diğer Arap ülkelerindeki demokratik değişim hareketleri gibi Sudan’daki ayaklanmanın da başını kısmen idealist, eğitimli profesyoneller çekiyordu. Bunların birçoğu değişim mücadelesini sürgünde değil, ülke içinde yürütüyordu. Suriye veya Libya gibi ülkelerin aksine Sudan’daki aktivistler, savaş suçlarıyla suçlanan ilk devlet başkanı olmak gibi kötü bir şöhrete sahip bir askeri güç figürü olan ve uzun süre devleti yöneten Ömer el-Beşir’i devirirken ve sivil yönetim talebiyle protesto yaparken hiç silaha sarılmadı.

Ancak aktivistler ve sivil toplum liderlerinin pek siyasi deneyimi yoktu. Ordu tarafından alt edildiler, Sudan’da demokrasiyi, hatta tam sivil yönetimi bile tesis edemediler. Beşir’in Nisan 2019’daki düşüşünden sonra Afrika Birliği’nin ayarlamasıyla yapılan anlaşma sonucu askeri figürlerden ve protesto liderlerinden oluşan bir geçiş konseyi kurdu. Bu konseyin nihayetinde sivil hükümetin kurulmasına öncülük etmesi amaçlanıyordu.

Bu, başından beri rahatsız edici bir anlaşmaydı. Aktivistler ve sivil toplum liderleri, daha birkaç hafta önce diğer yurttaşları sokaklarda vurup öldüren ve onlarca yıldır fikirlerini söyledikleri için onları hapse atan aynı haydutlarla iktidarı paylaşmak zorunda kalmıştı.

O günlerde Sudan’ı izleyen pek çok kişi, Mısır ve Ürdün’de eğitim görmüş bir ordu mensubu olan General Abdülfettah Burhan’ın da Darfur’daki katliamların arkasında olduğu iddia edilen soykırımcı Cancavid milislerinden meydana gelen bir kuvveti yöneten General Muhammed Hamdan’ın da sivil yönetime bağlı olmadığı uyarısında bulunuyordu. Burhan ve Hamdan, sadece zorunda bırakıldıkları zaman demokratik tavizler verecekti. Güvenlik güçleri elinin altında olan Burhan ülkedeki gerçek iktidar haline geldi.

Aktivistler, Arap dünyasına ilham verebilecek herhangi bir gerçek demokrasiyi engellemek için Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın nüfuzlarını ve paralarını kullanmaya çalışacağından şüpheleniyordu. Artık eski ortağı Hamdan’a (sıklıkla Hemeti diye anılır) karşı savaşan askeri liderlerden Burhan’la, Mısır’ın da güçlü bağları vardı.