06.13.2024

Bir ülkenin deneysel demokrasiden diktatörlüğe kaymasından ne öğrenebiliriz?

Tunuslular yalan haberleri tüketerek, siyasi rakipleriyle anlamlı bir ilişki kurmayı reddederek, seçimlere katılmayarak veya çıkarlarından ziyade kimliklerini yansıtan adaylara oy vererek kendi kendilerini yüzüstü bıraktı

Tek bir işleri vardı. Tunus’un kendi siyasi elitlerinin ve uluslararası destekçilerinin, ülkenin diktatörünün devrildiği ve Arap dünyasının en başarılı demokrasi deneyine yol açan 2011 devrimini tetikleyen ekonomik çaresizliği iyileştirmek için yıllarca zamanı vardı.

Politika yapıcılar, ülkenin zayıf ekonomik beklentileri ve kötü mali kararlarının halkın demokrasiye olan inancını sarstığı ve ülkede umutsuzluk ve diktatörlüğün geri dönüşü için zemin oluşturduğu belirtilerek yıllar boyunca defalarca uyarıldı.

Güvenlik güçlerinden silahlı bir kişinin, dünyanın en eskilerinden biri olan 2 bin 600 yıllık bir sinagoga ev sahipliği yapan güneydeki Ghriba kasabasında, yıllık hac ziyaretinde bulunarak ibadet eden Yahudilere ateş açmasıyla Kuzey Afrika ülkesi geçen hafta yeni bir dip noktayı gördü.

Batı, özellikle de Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri, Arap demokrasisi için örnek gösterdiği Tunus’un, ibretlik bir diplomatik ihmal hikayesine dönüşmesine izin verdiği için kendisinden utanmalı. Tunus, Arap dünyası için bir model olabilirdi. Eğitimli bir orta sınıfa, homojen bir nüfusa ve 12 milyonluk küçük ve çoğunlukla kentleşmiş bir nüfusa sahip. İslamcıları bile demokrat olmaya çalışıyordu.

Londra’da yaşayan Tunuslu siyasi analist Seyfeddin Fercani, “Tunus gibi düzgün yürütülmesi bu kadar kolay bir yeri bile destekleyemiyorsanız Arap dünyasının herhangi bir yerine demokrasi götürmeyi övmek pek mümkün değil” diyor:

Endişelendiğimiz kişiler bile çıkıp demokrasi istediğini söyledi.

Tunus’un otoriter olma eğilimindeki lideri Kays Said, 2019’un sonlarında cumhurbaşkanlığına seçildi. Sosyal medyada rakipleri hakkında çıkan yalan haberler ve Batı’nın sadık ortakları olan Arap Yarımadası’nın mutlak monarşileri tarafından finanse edilen televizyon kanallarında yayılan demokrasi karşıtı söylemler onu iktidara taşıdı.

Hukukçu, dağınık yönetimi düzene koyacak, güçlü bir yönetim uygulayacak ve ülkeyi yeniden şekle sokacak, siyaseten bağımsız biri olduğunu iddia etti. Her sıradan otoriter gibi Said de hakları azaltmaya, gazetecileri tehdit etmeye, muhalifleri tutuklamaya ve kilit kurumları bağımsız isimlerden arındırmaya başladı. Tutuklananlar arasında ülkenin demokratik büyüme sancılarında kilit rol oynayan ılımlı İslamcı partinin lideri Raşid Gannuşi de vardı.

Ancak 65 yaşındaki Said tipik tiranlardan bile daha kötü davranışlar sergiledi.

Tunus’un önceki otoriterleri en azından kadın haklarını savunmuş ve özgürlükçü sayılabilecek toplumsal görüşleri desteklemişti. Ancak Said aynı zamanda yobaz ve şoven. Kadın haklarını geriletmeye çalıştı ve Tunus’taki İslamcıların katkısıyla hazırlanan anayasadan bile daha İslamcı olan bir anayasayı geçen yıl dayattı.

Onun gözetimi altında Tunus ekonomisi daha da kötüye gitti ve halkın sefaletine dair haberlerin abartılı olduğunu iddia ederek olası uluslararası yardımlardan kaçındı. Geçen ay bir IMF anlaşmasını reddetti.

Halkın sıkıntılarıyla boğuşmak yerine Sahraaltı Afrikalılara karşı pogromlar başlattı, kıtanın diğer ülkeleriyle büyük diplomatik kırılmalar yaratan ve daha koyu tenli gurbetçilerin Tunus’tan topluca göç etmesine neden olan bariz ırkçı sataşmalarla dünyayı şoke etti.

Said, siyah Afrikalıları Tunus yerlilerinin “yerini almaya” çalışmakla suçlama girişimlerinden geri adım atmaya çabalarken beceriksizdi. Ancak bu, zehirli söylemleriyle ülkesini utandırdığı ilk olay değildi. Sadece iki yıl önce, düzensiz ve diktatörce yöntemlerine karşı süregelen protestoların arkasında “Yahudilerin” olduğunu haykırırken kaydedilmişti.

9 Mayıs’ta Cerbe Adası’ndaki tarihi sinagogda meydana gelen olayda ibadet edenlerden ikisi ve üç güvenlik görevlisi öldürüldü. İlk başta haberleri bastırıp katilin güvenlik güçlerinden olduğunu inkar ettikten sonra, geçmişte terörist faaliyetlere karışmış olan Ensar el-Şeria gibi daha aşırılıkçı grupların yasaklanmasına karşı çıkmasına rağmen, silahlı saldırıdan ılımlı İslamcı Ennahda Partisi’ni sorumlu tuttu. Saldırının Yahudi düşmanı niteliğini görmezden geldi ve bunun yerine olayı sıradan bir kriminal vaka gibi göstermeye çalıştı. Ölenlerden birinin Fransız vatandaşı olması, Paris’teki yetkilileri kendi soruşturmalarını açmaya sevk etti.

Said tetiği çekmese de bu ve buna benzer trajedileri olası kılan siyasi ve toplumsal iklime katkıda bulunarak bu saldırıdan ötürü suçlanmayı bir ölçüde hak ediyor. Bir defa güvenlik birimlerini, ülkeyi yetkin bir şekilde korumak yerine düşmanlarını alt etmekle görevlendirilmiş sadık kişilerle doldurdu.

Fercani “Sorun hesap verebilirlik ve güvenilirlik eksikliği” diyor:

Bu, Kays Said’in iş yapmaktan ziyade anlatıyı öncelediği daha popülist bir Tunus. Terör saldırısı sembolik. Başarısızlıkların neler olduğunu ve nasıl ders çıkarılabileceğini anlamak güç. Kısacası bilmiyoruz.

Tunus, umutlu Tunusluların başkentteki Habib Burgiba Bulvarı boyunca yürüyerek demokrasi çağrısı yaptığı 14 Ocak 2011’den sonraki neşeli haftalardan bu yana büyük bir düşüş yaşadı. Ancak bu düşüşün tek sorumlusu Kays ve Batı değil.

Tunuslular yalan haberleri tüketerek, siyasi rakipleriyle anlamlı bir ilişki kurmayı reddederek, seçimlere katılmayarak veya çıkarlarından ziyade kimliklerini yansıtan adaylara oy vererek kendi kendilerini yüzüstü bıraktı.