07.22.2024

Prens gelmese miydi?

Türkiye’nin ekonomide ne kadar sıkışık, dış politikada ne kadar yalnız olduğu gözler önünde; böyle bir dönemde Suudi Prens gelmese miydi? Başbakan Yardımcısı statüsündeki Prens’i Cumhurbaşkanı Erdoğan krallar gibi karşılamasa mıydı?..

ABD Başkanı Biden bile petrol fiyatlarının inmesi için Prens’e gitmeyecek mi? Şu sıkışık zamanda Prens hazretleri Türkiye’ye şu veya bu miktarda dolar sağlasa iyi olmaz mı?

Bu soruların hiçbirine hayır diye cevap verilemez ve zaten temeldeki sorun da dış politikamızın ve ekonomimizin stratejik vizyonunu kaybederek nokta atışı şeklindeki böyle tekil olaylara sıkışmış olmasıdır.

ARAPLARIN TAVRI

Araplarla ilişkilerdeki gerilim biliniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’da İhvan’a verdiği aktif ve sürekli destek öbür Arapları aleyhimize çevirmişti. Sabah gazetesinde Prof. Burhanettin Duran da yazdı bunu.

Arapların Türkiye karşıtı tavırlarına Erdoğan sert tepki göstermişti: Sisi’ye yedi yıl süren tepki, Mısır’la ilişkilerin kesilmesi… Birleşik Arap Emirlikleri’ne, “ey bize bühtanda bulunan zavallı” diye hitabı. (20 Aralık 2017)

Arap Birliği’ne “hepiniz bir Türkiye etmezsiniz” diye seslenmesi. (13 Ekim 2019)

Arap ülkeleri Türkiye’ye ticari boykot uyguladılar ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın yanında yer aldılar. Batıyla da ilişkileri bozulan Türkiye, Doğu Akdeniz’de yalnızlığa sürüklenirken, ekonomisi de bozuluyordu.

2021 Aralık’tan itibaren Erdoğan İsrail’le ve Araplarla ilişkileri düzeltme çabasına girdi. İlk orak BAE’ ile karşılıklı ziyaretler oldu…

7 Nisan 2022’de Türkiye, Kaşıkçı Dosyası’nı Suudi Arabistan’a devretti. Erdoğan 29 Nisan’da Suud’u ziyaret etti, Prens’le kucaklaştı…Hemen ardından bir Suudi yetkilinin “zafer kazanmış gibi” sözleri The Guardian’da yayınlandı:

“Erdoğan’ın bize, bizim ona olandan daha fazla ihtiyacımız var ve bize gelen de o. Duruşu ona, milyarlara mal oldu. Yapılacak herhangi bir ticaret bizim şartlarımızla olacak.” (BBC, 1 Mayıs 2022)

Özellikle “bizim şartlarımızla” sözündeki kibir çok dikkat çekicidir.

PRENS’İN FOTOGRAF OYUNU

Prens’in Ankara ziyaretinde de Suudi resmi ajansı kibirli bir fotoğrafı yayınladı. Erdoğan’ın aşağıya bakan bir anını yakalayan Suudi fotoğrafçı, ‘saygılı Erdoğan, dik duruşlu Prens’ imajı veriyordu! Beştepe’nin dağıttığı fotoğrafta ise ikisi de eşit duruş halinde objektife poz veriyorlar.

Dış ilişkiler uzmanı Murat Yetkin, yorumunda her iki fotoğrafı da yayınladı.

Erdoğan gibi izzet-i nefsine olağanüstü düşkün bir liderin, kibirli Prens’in bu fotoğraf kurnazlığından son derece rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değil. Fotoğraflarda çok gergin zaten.

Ayrıca Prensin, Türkiye’ye yaptığı gezinin, Yunanistan’la Kıbrıs Rum Yönetimini de içine alan bir dizi olduğunu, bunun da bir mesaj olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.

Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi’yle ve Yunanistan’la sarmaş dolaş haldeler zaten.

Mısır da hâlâ kendini ağır satmaya çalışıyor, Ankara’nın ilişkileri düzeltme çabası pek yavaş ilerliyor.

LABORATUVAR GİBİ

Yaşananlara laboratuvar gibi bakalım: Batı’yla ve Araplarla ilişkilerde, her tekil sorun çıktığında ilişkilerin tümüne meydan okuma, hatta aşağılama üslubuyla yaklaşmanın ne kadar yanlış olduğu görülüyor. Aynı şey ekonomide de bir “faiz sebeptir” ısrarı yüzünden bütün ekonomi krize girdi…

Bir CB sistemiyle kamu kurumlarını “bizden”leştirmenin faturasının ne kadar ağır olduğu da ortada: Putin Rus Merkez Bankası’nın bağımsızlığını vurgularken, “yoksa Türkiye gibi oluruz” dedi!

Asıl sorun Türkiye’nin ekonomide krize girmiş, dış politikada geleneksel ittifak ilişkilerini sarsarak yalnızlaşmaya sürüklenmiş olmasıdır. Yunan da petrol zengini Araplar da bu durumumu istismar ediyorlar

Erdoğan “düşman değil, dost kazanma süreci” diyor. (1 Mayıs)

Çok doğru ama çok geç…

Türkiye Cumhuriyeti’nin gelenekleşmiş, kurumlaşmış diplomasisinden ayrılmamak lazımdı: Yani Batı ile ittifak ekseni… Araplar arası sorunlara karışmadan ilişkileri geliştirmek…

Ekonomide de kuralları ve kurumları bozmamak, iktisadi rasyonalizmden ayrılmamak…

İdeolojik ve şahsi politikaların ağır faturasını yaşıyoruz.

geleneksel diplomasiye, yeniden iktisadi rasyonalizme ve kişisel yönetim yerine de kurallar v e kurumlar sistemine dönmekten başka çaremiz yok.