07.12.2024

Yargı yarın ne bekliyor

Şair Charles Péguy’nin sözüdür: “Zorbalık her zaman özgürlükten daha örgütlüdür.

Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza bir kez daha doğruladı. Şimdi ise bu sözle sandıkta sınanacağız. 

Diyelim ki kırıldı bu döngü… Sahi, o susadığımız adalet sistemi nasıl olacak? 

Biliyorsunuz, altılı masa üzerinde aylarca çalıştığı anayasa değişiklik paketi önerisini kamuoyuna açıkladı. Arzuladığımız yargı sistemine dair de bir dizi dönüşümü düzenliyordu tasarı. Peki, görevdeki yargı mensupları nasıl değerlendiriyordu bu paketi?

Halen aktif görevde olan bir Yargıtay savcısına, bir ağır ceza hâkimine ve bir istinaf savcısına sordum. O deneyimli isimler de altılı masanın anayasa paketindeki hukukla ilgili bölümleri yorumladı. Açık isimleri bende saklı olan, işte görevdeki yargı mensuplarının o değerlendirmeleri:

BİR YARGITAY SAVCISI: 
-Teklifte siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay cumhuriyet başsavcısının talebine ve TBMM’nin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun vereceği izne bağlanıyor. Bu, güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Yargılama yetkisi bağımsız mahkemelerin olmalıdır. Yürütme dava açılıp açılmayacağına karar veremez. Diyelim ki anayasayı açıkça ihlal eden bir siyasi parti (faşist, dinci, ırkçı) iktidara geldi. Başsavcılık da hukuka aykırılıkları tespit etti. Lakin iktidar partisinin çoğunluk oluşturduğu bir Meclis’te asla kapatma davası açılamaz. Yürütme yargıyı etkisizleştiriyor bu haliyle.

-Teklifte Anayasa Mahkemesi üye sayısı 22’ye çıkarılıyor. Bu düzenleme ile sistem daha da hantal bir yapıya kavuşur. Halbuki 13 üye yeterli olur. Genişletip, dallandırıp budaklandırmaya gerek yok. Üye seçiminde Meclis ve cumhurbaşkanı görevlendiriliyor. Yürütme organının yüksek mahkeme üye seçiminde etkili olması durumunda, göreve talip olanlar maalesef siyasetçiler ile irtibata geçiyor. Ve seçildikten sonra da siyasetçilere borçlu kalıyorlar. Yüksek mahkemelere seçim yapılırken karma sistemlerin uygulanmasının isabetli olacağı görüşündeyim. Örneğin, Yargıtay kökenli üyelerin seçiminde Yargıtay üyeleri adaylar arasında seçim yapar ve cumhurbaşkanı en yüksek oyu alan üç aday içinden sonucu belirler. Avukat üye seçimi için yirmi yıllık ve 45 yaş üstü avukatlar arasından Türkiye Barolar Birliği delegeleri seçim yapabilir.  

-HSK’yi ikiye ayırmışlar. Bizde meslekte geçişkenlik var. Hâkimlikten savcılığa veya savcılıktan hâkimliğe geçişler olabiliyor. Hâkim bağımsızlığı kadar, son cinsel saldırı eyleminde savcı bağımsızlığının da önemli olduğunu gördük. Savcıların yaptıkları kovuşturma işlemleri, son soruşturmanın temelini oluşturmaktadır. Temel sağlam ise yargılamalar hızlı ve etkili biter. Bu nedenle HSK üyesi seçimleri önemlidir. Taslakta düzenlenen her iki kurul üyelik sayısının çok fazla olduğunu düşünüyorum. 

BİR AĞIR CEZA HÂKİMİ: 
-İstinaf mahkemeleri kaldırılmalıdır. Kesin kararlara imza atan bu mahkemeler yeterli teminata sahip bulunmadığından ve siyasi baskılara açık olduğundan adil yargılama ilkesine aykırıdır. 

-İstanbul ve Ankara gibi büyük illerde görev alma ve kıdem şartları kesin olarak belirlenmelidir. Kıdemsiz hâkim ve savcıların özellikle unvanlı görevlere getirilmesine derhal son verilmelidir. 

-Hâkim ve savcı adaylığı sınavlarında mülakata son verilmelidir. Yandaşların ve liyakatsizlerin alınmasına engel olunmalıdır. Yazılı sınavda en yüksek puan alandan başlayarak mesleğe alınmalarının önü açılmalıdır. 

-Cemaat ve tarikat mensubu olanlar titizlikle incelenmeli, hem mesleğe alınmaları engellenmeli hem de görevdekilerin meslekle ilişiği derhal kesilmelidir. FETÖ örneğinin tekrarına müsaade edilmemelidir. 

-Evrensel hukuk, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, adil yargılanma, ifade özgürlüğü gibi hususlarda acil ve yaygın bir meslek içi eğitim programı uygulanmalıdır. 

-Ayrılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda bakan ya da yardımcısının bulunmaması sağlanmalıdır. Savcılar kurulunda bulunsa bile tayin ve terfilerde oy hakkı olmamalıdır. 

-Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmede yüksek yargıda belli bir kıdem ve görev süresi aranmalıdır. 

BİR İSTİNAF SAVCISI:

Anayasanın 159 ve 160. maddelerinin yeni halini yani Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yeni yapısına dair anayasa değişikliği taslağını inceledim.

Olumlu yönleri şöyle…   

-HSK’nin tıpkı 1980 öncesi gibi ayrılması.

-Hâkimler Kurulu’ndan adalet bakanı ve müsteşarın çıkarılması. 

-BAM ve ilk dereceden hâkimlerin üye olması…

Olumsuz yönleri şöyle…

-Kuvvetler ayrılığı ilkesine ve yargı bağımsızlığına 6’lı masanın da samimi olarak inandığını düşünmüyorum. 

-Üyeler ısrarla yasama organına ve yürütme organına seçtirilmeye çalışılıyor. Bu ülkenin gerçekleri neden göz ardı ediliyor? Milletvekillerinin seçtiği Hâkimler Kurulu üyeleri nasıl bağımsız ve baskıdan uzak görev yapabilecek?

-Kurullarda avukat ve öğretim görevlisi bulunmasına şiddetle karşıyım. Nedeni, birincisi özellikle öğretim üyeleri hiç bilmedikleri bir kurumda çalışıyorlar. İkincisi avukatlar, baroların ve meslektaşlarının etkisinde kalarak hareket ediyorlar. Örneğin avukat kökenli bir üye, İzmir’deki sorunu oranın meslek büyüğü hâkimlere sormak yerine, orada tanıdığı avukatlar ile istişare ediyor. Barolar Birliği’nde hâkim ya da savcı var mı? Eğer yoksa neden HSK’de avukat ve öğretim görevlisi düşünülüyor? 

-6 yıl, seçilmiş bir kurum üyesi için çok uzun bir süre…  

Kısacası, bu ülkede siyasiler gerçekten bağımsız bir yargı istiyorlar ise yargıyı kendi haline bırakacak düzenlemeler yapmalı. Yargı organ ve kurumları bütün seçimlerini kendi içinde hür iradeleri ile gerçekleştirmeli. Üzerindeki yasama ve yürütme hegemonyası kaldırılmalıdır.